Türkiye’de 131 yatırım fonunun tasfiye sürecine girmesi ve bazı fonların para çekme taleplerini karşılayamaması, finans çevrelerinde 2008’de çöken Bernard Madoff vakasını yeniden gündeme taşıdı. SPK kararıyla yedi portföy yönetim şirketine ait fonların TEFAS işlemleri durduruldu. Tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü yaklaşık 900 milyar lira, süreçte 455 bin 758 yatırımcı bulunuyor.
Benzerlik Nerede Kuruluyor
Madoff yıllarca istikrarlı ve yüksek getiri gösterdi, ancak bu getiri gerçekleşmemiş işlemlere dayanıyordu ve yeni yatırımcının parasıyla eskisine ödeme yapılıyordu. Türkiye’deki iddiada ise bazı fonların fiili dolaşımı düşük hisselerde yoğunlaştığı, bu alımların fiyatı yukarı taşıdığı ve yükselen fiyatın fon getirisini olağanüstü gösterdiği öne sürülüyor. Yüksek görünen getiri de yeni para çekiyordu.
Kırılma iki vakada da aynı noktada geldi. Yatırımcılar topluca çıkmak isteyince kağıt üzerindeki değerin ne kadarının gerçekten nakde dönüştüğü ortaya çıktı. SPK’nın açıklamasında bazı fonların net aktif değerlerinin fiktif hesaplanmasına imkan veren uygulamaların engellendiğini belirtmesi de bu tartışmayı besliyor.
Fark Hukuki
Uzmanların çoğu iki olayı özdeşleştirmenin doğru olmadığını vurguluyor. Madoff dosyası, failin kendisi tarafından da kabul edilmiş, mahkumiyetle sonuçlanmış klasik bir Ponzi düzeniydi. Türkiye’de ise devam eden bir soruşturma, manipülasyon iddiaları ve tasfiye sürecine alınmış fonlar var. Hukuki sonuçları şimdiden ilan etmek mümkün değil. Bu yüzden basında daha çok Ponzi benzeri geri besleme döngüsü tanımı kullanılıyor.
Tartışmanın asıl ilgi çeken tarafı ise sonrası. Madoff düzeni çöktükten sonra ABD’de yaklaşık on beş yıl süren bir varlık takibi yürütüldü ve kaybolan paranın önemli bölümü yatırımcılara geri ödendi. Türkiye’de benzer bir geri toplama modelinin uygulanıp uygulanamayacağı hem ekonomi çevrelerinde hem de Meclis’te gündeme geldi. SPK tasfiye süresini üç aydan altı aya çıkardı ve yatırımcılara ödeneceğini açıkladığı tutarı 850 milyar lira olarak bildirdi.